|
İnsanlık onuru için "Adalet" arayışında Risale-i Nur modeli konuşuldu
<P align=justify><A href="http://www.moralhaber.net"><FONT face=arial size=2>www.moralhaber.net</FONT></A><BR><BR><FONT face=arial size=2>Otuz ülkeden yüzden fazla bilim adamının katıldığı sempozyumda insanlık onuruna yakışır bir dünya için adalet konusu konuşuldu. Risale-i Nur Sempozyumu’nun bu yıl ki konusu insanlığın en fazla istediği ve ümit ettiği "Adalet" oldu.</FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Sempozyuma katılan otuz ülkeden yüzün üzerinde bilim adamı Risale-i Nur Külliyatı ışığında insanlık onuruna layık bir dünyaya ulaşmanın yollarını aradı. Programa katılım beklenenden fazla olunca İstanbul Gösteri Merkezi önünde ziyaretçiler içeri girebilmek için uzun kuyruklar oluşturdu.</FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2></FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Binlerce kişinin katıldığı açılışa, siyasiler de ilgi gösterdi. AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu, AKP eski Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Turkuaz Hareketi Başkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye eski Başkanı Ali Müfit Gürtuna, DYP’li Rıza Akçalı’nın de hazır bulunduğu açılışta çok sayıda yabancı bilim adamı konuşma yaptı. İngiltere Durham Üniversitesi’nden Prof. Dr. Colin Turner’in açış konuşmasına başlarken besmele çekmesi salondakiler tarafından alkışlarla karşılandı. </FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Programda ayrıca Kur'an'ın günümüze bakan bir tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı aydınlığında daha yaşanılır bir dünyanın inşası için pratik ve teorik çözüm teklifleri sunuldu. Özellikle Rus Bilim adamı Dimitri Vasilyev'in teklifi dikkat çekiciydi.</FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Gücünü Kur'an-ı Kerim'den alan Risale-i Nur Külliyatı'nın anlattığı ince adalet duygusu, birçok yabancı bilim adamı gibi salonu dolduran binlerce kişi tarafından da dikkatle izlendi. Sempozyuma İngiltere, Amerika ve Rusya'dan katılan bilim adamları, "Sosyal Adaletin yayılmasında Risale-i Nur'un etkisi ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine göre Adaletin İslam ve Batı Medeniyetindeki yeri" konulu tebliğler sundu.</FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Sempozyuma çeşitli nedenlerle katılamayanlarsa Moralhaber.net'ten canlı olarak seyretme imkanı buldu. </FONT><FONT face=arial size=2>İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen <STRONG>sempozyumun ikinci ve üçüncü günleri Kumburgaz Marin Princess Hotel de</STRONG> gerçekleştirildi. Hotel’in şehir merkezine uzak, havaların oldukça soğuk ve yağışlı olması, sempozyuma ilgiyi azaltmadı. Katılım ikinci ve üçüncü günde de oldukça fazla oldu.<BR></FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Sempozyumun kapanış oturumunu <STRONG>Prof. Dr. Bilal Kuşpınar</STRONG>, (McGill Üniversitesi, KANADA), <STRONG>Dr. Mohammed Jakip</STRONG>, (Cedide Üniversitesi, FAS), <STRONG>Prof. Dr. Gareth Jones</STRONG>, (Canterbury Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE) birlikte yaptı.</FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial><FONT size=2><STRONG>30 ülkeden bir çok insanı bir araya getiren sempozyumda, farklı ırk, dil ve dinden bir çok bilim adamı akademisyen, profesör ilkkez birlikte olmanın heyecanını yaşadı.</STRONG> Sempozyumun ev sahiplerinden olan Bediüzzaman Said Nursi’nin yaşayan talebelerinden <STRONG>Mehmed Fırıncı</STRONG>, sempozyum ile ilgili gözlemlerini bizimle paylaşırken katılımcıların daha çok gençlerden olmasına dikkat çekti ve ‘geleceğimiz emin ellerde’ dedi. Fırıncı bir önemli bilgiyi de bizimle paylaştı. Adalet sempozyumunun farklı ülkelerde de gündeme gelmesi ve tartışılması için dünyanın bir çok ülkesinde seri halinde gerçekleştirmeyi düşündüklerini söyledi.</FONT></FONT></P>
<P align=justify><FONT face=arial size=2>Sempozyum, kapanış oturumlarının tamamlanmasının ardından verilen gala yemeği ile tamamlandı. Gala yemeğine katılım sempozyumu aratmadı. Sempozyuma katkıda bulunanlara teşekkür plaketi verilirken, yemek öncesi 3 dilde ( Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi ) dua edildi.</FONT></P>
<P align=justify><STRONG><FONT face=arial size=2>8. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu'nun Tebliğ özetleri..<BR><BR></FONT><EM><FONT face=arial size=2>“ADL” İSMİ: RİSALE-İ NUR’DA ADALET KAVRAMI VE ONTOLOJİK AÇILIMI Prof. Dr. Colin Turner, Durham Üniversitesi, İNGİLTERE<BR></FONT></EM></STRONG><FONT face=arial size=2>Bu tebliğin çıkış noktası Kur’an’ı Kerim’de ifade edilen ve Risale-i Nur’da tebarüz eden “yaratılışın gayesinin marifatullah” olmasıdır. İşte Said Nursi bu tılsım-ı muğlakı Risale-i Nur’la açmaya çalışmıştır. Şüphesiz bu anlamda kainatın en manidar meyvesi ve yaratılışın muhatabı insandır. İnsan esmayı idrak noktasında hem kainattaki tecellileri okumak hem de kendisi bizzat ayine olmak noktasından müstesna bir konuma sahiptir.<BR>Nursi yaratılışın odaklandığı insanın, Kur’an, Kainat ve Nübüvvet üçlüsünü doğru anlamakla görevini bihakkın yerine getirebileceğini ifade eder. Tevhid esaslı bu bakış açısında Adl ismi insan-kainat ve ahiret açısından merkezi bir konuma sahiptir. Tebliğde ADL isminin Kainat-Kur’an ve Nübüvvet üçlüsünün, adeta genlerine işlemiş, derinliği Risale-i Nur perspektifinde ele alınmıştır. Adaletin; yaratıcı-yaratılanlar, yaratılanların kendi aralarındaki ilişkileri ve insanlar arası sosyal, ekonomik ve siyasî boyutlarıyla nasıl ele alındığı anlatılmaktadır. <BR><BR><EM><STRONG>*** YARATILIŞTAKİ ADALET VE DENGE: SAİD NURSİ’NİN ANALİTİK BAKIŞI Prof. Dr. Bilal Kuşpınar, Mc Gill Üniversitesi, KANADA</STRONG></EM><BR>Nursi, adaleti Kur’an’ın dört önemli unsurundan ve temel maksatlarından biri olarak görür. Diğer üç önemli unsur ise tevhid, nübüvvet ve haşirdir. Nursi ayrıca bu dört unsurun Kur’an’ın bütününü oluşturduğuna inanır, öyle ki bir kimse dikkatli baktığında Kur’an’ın her bölümünde bu unsurları görür ve izine rastlar. Bununla beraber, O Kur’an’ı meydana getiren her bir cüz’ün, Kur’an’ın tamamının bir aynası olarak düşünür. <BR>Said Nursi, insanın etrafındaki varlıklara olumlu bir tavır takınması ve onları dikkatlice gözlemlemesi, fizik gözlerle değil basiret gözüyle bakması gerektiğini söyler. İnsan ancak böyle bir bakış ile yaratılıştaki dengenin ve herşeyde etkisi görülen adaletin farkına varabilir. Yine bu bakış açısıyla, bütün yaratıklar hem Allah’ın varlığını, isim ve sıfatlarını gösteren açık bir mührü, hem de O’nun hikmetli, adaletli, cömert ve merhametli olduğunun birer şahidi olarak görülecektir. Bu durumda, akli bir bakış açısıyla, mükemmel bir sahne gibi tefriş edilmiş olan bu harika âlemdeki her bir varlık üzerinde görülen Allah’ın isimleri, sıfatları, fiilleri ve cilvelerini görmek son derece önem kazanmaktadır.<BR><BR><EM><STRONG>*** SAİD NURSİ’NİN ADALET YAKLAŞIMI VE İSLAM DÜNYASINDA SİYASİ DEĞİŞİMLERDEKİ ROLÜ Prof Dr. Leonid Sykiainen, Devlet Ekonomi Üniversitesi, MOSKOVA </STRONG></EM><BR>Önemli bir düşünürün fikirlerinin önemi, sadece onların entelektüel muhtevâsı, ana kaynaklara ne ölçüde uyduğu, kullandığı delillerin iknâ edici niteliğe sahip olması ile belirlenemez, bilakis bunlardan daha fazla, içinde yaşadığı toplum bir krize maruz kaldığında ya da geleceğini garanti altına almak için çözülmesi gereken problemlerle yüzyüze geldiğinde, söz konusu düşünürün fikirlerinin oynadığı rol ile belirlenebilir.<BR>Büyük bir düşünürün düşünceleri, eğer sadece kimi sınırlı grupların, hatta milletlerin bilinç ve davranışlarını değil de, bilakis bütün bir insanlığın düşünme tarzını ya da en azından bugün yaşadığımız dünyada Müslümanlar gibi büyük bir yekun tutan dinî bir topluluğu etkiliyorsa, işte o zaman bu düşünceler büyük olarak nitelenebilirler.<BR>Said Nursi, böyle düşünürlerin arasında şerefli bir yer işgal etmektedir. Zira, Nursi’nin düşünceleri, hem İslâm ülkelerindeki hali hazır vaziyetle, hem de İslâm’ın bu ülkelerde oynadığı rol ile doğrudan doğruya bağlantılıdır. Said Nursi, kelimenin gerçek anlamıyla bir siyasî düşünür değildir, ancak yukarıda sözü edilen milletlerin siyasî geleceği, şayet onun düşünceleri hesaba katılırsa, daha esaslı bir şekilde öngörülebilir. Çünkü O, hem bir din olarak İslâm’ın anlaşılmasına, hem de günümüz dünyasında oynadığı rolün idrak edilmesine çok büyük bir katkıda bulunmuştur.<BR><BR><EM><STRONG>*** NURSİ VE KAİNATTAKİ DAYANIŞMA: İNSAN TOPLULUKLARI İÇİN ADALET MODELİ Doç. Dr. Said Özervarlı, İSAM, TÜRKİYE</STRONG></EM><BR>Said Nursi’ye göre güneş sistemindeki akıl almaz dengeden tutun da sivrisineğin gözü ile güneşin ahenk içinde olması, oradan da kainattaki varlıklar arasında bulunan anlamlı ve gayeli var oluş ve irtibata kadar herşey nizam ve düzeni gösteren bazı işaretlerdir. Kainata dikkat edilince en ufak bir karışıklık eseri görülmemekte, diğer taraftan herşeydeki hassas ölçülü denge de nihayet derecede hükmeden bir adalete işaret etmektedir. İşte Nursi, kainatta var olan bu düzenin ADİL bir zatın varlığını gösterdiğini ve bunun insan toplulukları için uyulması ve uygulanması gereken bir örnek oluşturduğunu gayet güzel bir üslupla eserlerinde ele almıştır. Makalede fizik alemde var olan bu âdilane düzenin, sosyal alemde de olması gerektiği üzerinde örneklerle durulmuştur.<BR><BR><EM><STRONG>*** DÜNYADA YAPTIKLARIMIZDAN MUHASEBEYE ÇEKİLECEĞİZ Prof. Dr. Ian Markham, Dekan ve Başkan,Virginia İlahiyat fakültesi, ABD</STRONG></EM><BR>Nursi’ye göre –kesinlikle- biz Allah katında önemli olduğumuz için, Allah ne yaptığımıza dikkat etmektedir. Kainatın yaratıcısının benim davranışlarımı her an görmesi ve kayda alması Nursi için, bizi mucize yapan yönlerden birisidir. Bir ebeveynin bir bebekten küçük beklentileri vardır. (Çünkü bebek farklılıkları bilmez). Fakat yetişkin bir çocuktan daha yüksek beklentileri vardır. (Çünkü yetişkinler farklılıkları bilir). Bunun gibi Allah’ın da bizden yüksek beklentileri var. Hayatta yaptığımız davranışlarımızdan, ebedî âlemde sorumlu olacağımızı bilmemiz aslında bir şereftir. <BR>Nursi’ye göre davranışlar, insanın bu dünyaya bakış açısıyla bağlantılıdır. Eğer bir insan bu dünyanın büyük bir tesadüf sonucu oluştuğuna inanıyorsa; onda faziletli bir davranış bulmak çok zordur; eğer bir insan bu dünyanın planlı bir şekilde tasarlandığına inansa, o zaman her davranışı için sorumlu olacağını düşünür. 10. Sözün başındaki hikaye işte tam bu noktayı vurgulamaktadır: akılsız adam kainatta bir yaratıcının bulunduğuna inanmadığı için, davranışlarından dolayı sorumlu olmayacağını düşünerek ahlaksız davranışlarda bulunmaktadır. <BR>Şüphesiz ki Nursi doğruyu söylemektedir: Bizler hayatta yaptığımız her davranışımızdan sorumlu olacağız anlayışıyla yaşamalıyız. “Var olma” bize değerli bir hediye olarak Allah tarafından verildi. Bu yüzden de hayatımızı Allah’a tam teslimiyet içinde yaşamak, bizim için bir zorunluluktur. Ne zaman biz özgürlüğümüz adına ona boyun eğmemeyi tercih edersek, işte o zaman bütün dünyada örneklerini gördüğümüz trajik sonuçlar ortaya çıkar. O halde adalet, hepimizin sorumluluk altında olmamızın bir gereğidir. <BR><BR><EM><STRONG>*** ŞEFKAT ESASLI ADALET : RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİ Dr. Aref Ali Naed , Kraliyet Stratejik İslami araştırmalar Merkezi, ÜRDÜN</STRONG></EM><BR>Şefkat ve cömertliğin bazen adaletle ters düştüğü görülebilir. Risale-i Nur incelendiğinde şefkatin adalete esas olduğu açıkça görülebilir. Nursi’ye göre adalet Cenab-ı Hakk’ın rahmet ve şefkatinin bütün mahlukata tecellisi olarak görülür. Bu anlamda adalet yaratılışla kainatın genlerine işlemiş adeta yaratılış kadar kainatla, Kur’an’la ve Hz Muhammed’le (SAV) bütünleşmiştir.<BR><BR><EM><STRONG>*** SAİD NURSİ VE THOMAS MERTON’A GÖRE ADALET Prof. Dr. David R. Law, Manchester Üniversitesi, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Tebliğinde iki teologun düşüncesinde ibadetin yerini anlatan Law, iki düşünürün ibadet anlayışı ve mücadelelerinde sekülarizm tehdidine karşı ibadet hayatlarını nasıl yaşamışlar sorusunun cevabını aramaktadır.<BR>Aralarındaki bazı farklılıklara rağmen, Nursi ile Merton arasında çok ilginç bağlantı noktaları var. Yaşadıkları çağdan farklı olarak, her ikisi de birbirinin inancına saygı duymuşlar. Merton, Müslüman bir arkadaşına gönderdiği bir mektubunda “Kur’an’ı derin bir dikkat ve saygı ile okuduğunu” söyler ve Kur’an’da Allah’ın isimlerindeki yoğunluğun kalbinin derinliklerini harekete geçirip heyecanlandırdığını, Allah’ın bağışlayıcılığının ve merhametinin, yapılan dua ve niyazların kendisini etkilediğini yazar. Nursi de benzer şekilde, hakiki Hıristiyanlara olumlu bakar ve onları dinsizliğe karşı bir ittifak tarafı olarak görür. Hatta, Nursi, dinsizlik cereyanına karşı Müslüman ve Hıristiyanları birlik olmaya çağırır. <BR>Hem Nursi hem de Merton sekülarizmin kendi yaşadıkları toplumları üzerindeki etkisinden endişe etmişlerdir. Her ikisi de ibadeti materyalizm ve sekülarizmle mücadele için önemli bir cevap ve davranış olarak görmüşlerdir. Her ikisi de ibadeti sosyal dayanışma hareketi ve adalet için bir kaynak olarak görmüşlerdir; ibadeti sadece Allah’tan bir şeyler istemek için değil, yaratılışın bir onayı olarak değerlendirmişlerdir ve insanın Allah’la doğru ilişkisi olarak yorumlamışlardır. Kısacası, hem Merton hem de Nursi için sekülarizmin getirdiği krizlere çözümde din çok önemli bir role sahiptir. <BR><BR><EM><STRONG>*** DOĞAL AFETLER VE İLAHİ ADALET Prof. Dr. Thomas Michel, Dinlerarası Diyalog Sekreteri, İTALYA</STRONG></EM><BR>“Doğal Afetler ve İlahi Adalet Arasında İlişki” başlığını taşıyan tebliğinde Thomas Michel, Said Nursi ve Risale-i Nur’la ilgili şu tespitlerde bulunmaktadır:<BR>Nursî’nin “Allah’ın insanın işlediği günahlara bir ceza olarak musibetler gönderdiği” düşüncesini bir çok modern insan, basitçe ve ilkel görebilir. Yine Nursi’nin “Yaratıcı bu tür afetlerle, insanları imtihana tabi tutar ve onları uyarıp imana yönelmeleri, şükretmeleri, sabırlı birer kul olmaları şeklindeki fikirlerini, acı ve ızdırap içinde kıvranan insan realitesine verilmiş katı bir cevap” olarak düşünebilirler.<BR>Nursi’ye göre doğal afetlerde, “suçlanan unsurlar” ve yeryüzü tabakaları, okyanus hareketleri, volkanik tabakalardaki tektonik hareketler, doğal afetlerde zarar gören afetzedelere yeterli ve ikna edici bir umut vermiyor. Oysa Nursi, bu tür âfetlerin ve musibetlerin içinde sathi nazarlı insanların idrakinin ötesinde bir anlam arıyor. Nursi, söz konusu elem verici hadiselerde Allah’ın adalet ve şefkat elini görüyor, gösteriyor ve bu olayları dua ve şükür vakti için birer fırsat olarak gösteriyor. O halde bu bakış açısına göre, musibet ve belâlar, kurbanlarını yok eden amaçsız olaylar değil, Allah’ı tanımak, hikmetini anlamak ve sığınmak için birer fırsattır.<BR><BR><EM><STRONG>*** İNSANIN ACI ÇEKMESİ VE İLAHİ ADALET Prof. Dr. Fauzan Saleh, Kediri Üniversitesi, ENDONEZYA</STRONG></EM><BR>Nursi’nin eserlerinde ilahi adalet temel bir konudur. Bu mesele, Risale-i Nur’un bir çok yerinde farklı başlıklar altında işleniyor. Sözler adlı eserinde yaptığı gibi, adalet birbirine zıt iki türe ayrılır: müspet (pozitif) ve menfi (negatif) adalet. Pozitif adalet, “hak edene hakkını vermek” anlamına gelir, bu adalet dünyanın her zaman her tarafında her mahlukta görülmektedir. Adaletin bu türünde Yüce Yaratıcıdan istenilen bütün arzu ve isteklere cevap verilir, ta ki varlık ve hayatın ihtiyaçları karşılansın. Diğer adalet türü olan negatif adalet ise, âdil olmayanı cezalandırır; haksızlık edenlere haksızlıklarına karşılık ceza verir. Nursi’ye göre bu çeşit adalet, bu âlemde tam olarak uygulanamıyor, hatta bunun da ötesinde negatif adaletin uygulanmadığını gösteren sayısız işaret olduğu da vurgulanmaktadır. Nursi, Ad ve Semud kavmi başta olmak üzere isyankâr insanlara tarih boyunca verilen cezalara vurgu yapmaktadır. Nursi’ye göre, kâinatta gözle görülen bütün gerçekler, ilahi adaletin mevcûdyetini gösterir.<BR>Said Nursi’nin düşüncesinden anlaşılan şu ki, dindarlar kesinlikle ümitlerini yitirmemeli ve hayatın zorluk ve acıları karşısında ümitsizliğe düşmemelidir. Onlar, emin ve kararlı bir şekilde kalmalıdırlar, adalet ve merhamet sahibi, cömert olan Allah’a güvenlerini sürdürmelidirler.<BR><BR><EM><STRONG>*** TÜRK HALKININ I. DÜNYA SAVAŞINDA ÇEKTİĞİ ACILAR VE NURSİ: İLAHİ CEZA Prof. Dr. Brian Capper, Canterbury Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Brian Chapper, tebliğinde Said Nursi’nin gördüğü bir rüyadan yola çıkarak Türk halkının I. Dünya Şavaşı’nda çektiği acılara dini bir perspektiften getirdiği yoruma değinir. Capper, Said Nursi’nin görüşleri çerçevesinde şu noktaları dile getirir: <BR>Nursi, elit kesim ile halk arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırmada zekâtın çok önemli bir yeri olduğunu söyler. Said Nursi’ye göre, dindar insanlar kendilerindeki servetin kendilerine ait olmadığı bilincindeler, onlar kendilerine verilen nimetlere karşılık ne kendilerine ne de başka şeylere minnet duyarlar. Onların minneti, sadece bu serveti kendilerine bağışlayan Yüce Allah’adır. Bu bakış açısı, şefkat ve merhametin bir gereği olarak adalet ve özgürlük getirir; yardımda bulunan kişi, yardım alan kişiyi sosyal eşitsizlikten kurtarır. Fakir, kendisine ihsan edene değil, Allah’a müteşekkir olur. <BR>Nursi gördüğü rüyanın yorumu çerçevesinde, toplumdaki istikrarsızlık ve ahlaksızlığın önemli ölçüde ekonomik kaoslardan kaynaklandığını söyler. Toplumdaki sosyal bozulmanın bencillik ve ahlâksızlıkla başladığını vurgulayan Nursi, bu sosyal bozulmanın temelini aşağıdaki iki cümlede özetler:<BR>1. Ben tok olsam başkaları açıklıktan ölse bana ne.<BR>2. Sen çalış, ben yiyeyim. <BR><BR><EM><STRONG>*** KÜLTÜRÜN ÖZÜ OLARAK ADALET Prof. Dr. Muhammed Ahmed el-Kâmil, San’a Üniversitesi, YEMEN </STRONG></EM><BR>Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin beşerin manevî hastalıklarına çok hassas ve dakik teşhisler koyduğunu ifade eden Prof. el-Kâmil, aynı zamanda O’nun söz konusu hastalıklara şifâ verecek ilaçları da sunduğunu söylemektedir. el-Kâmil şunları söylüyor:<BR>Nursî, beşerî medeniyette olumsuz yansımaları olan hastalıklara, akla, kalbe, nefse ve vicdana beraberce hitap edebilen iknâ edici bir metotla îmanın köklerini takviye eden bir reçete sunmaktadır. Nursî tarihin hareketini okurken ve hadiseleri değerlendirirken İslâmî metodoloji ve bakış açısına göre bir yol izleyerek, çok dengeli bir tavır ortaya koymaktadır. Buna göre mesela tarihî hadiseler, sadece insan fiilinin mahsulü değildir; bilakis bir hadisede hem insanın hem de kader-i İlâhînin beraberce tasarrufu bulunmaktadır. Tarihî bir hadisede İlâhî adalet, adil bir şekilde ve o hadisenin gerçek sebep ve hikmetlerine bakarak insanın fillerine müdahil olabilmektedir. <BR>Üstad Nursî, tarihî bir takım hadiselere değindiği yerlerde insanların her zaman ve mekanda istifade edebileceği Kur’anî-tarihî boyutun ehemmiyete vurgu yapmaktadır. Zira ona göre bu hadiseler, kainatta ve beşer dünyasında sabit ve umûmî olan İlâhî kanunların birer küçük numûnesi hükmündedir.<BR><BR><EM><STRONG>*** NURSİ’NİN ŞEFKAT ANLAYIŞI VE KANT’IN BAŞKASINI DÜŞÜNME TEORİSİ Prof. Dr. Ian Kaplow, Hildesheim Üniversitesi, Almanya</STRONG></EM><BR>Tebliğinde Said Nursi’nin şefkat anlayışını ve Kant’ın başkasını düşünme teorisini karşılaştıran Kaplow, Nursi’yle ilgili şu tespitlerde bulunuyor:<BR>İyi bir insan olma noktasında Said Nursi’nin düşüncesinde şefkat çok önemli bir role sahip olup, modern anlayıştan farklı olarak adalet anlayışıyla bağlantılıdır. Nursi’ye göre her kim Allah’ın merhamet ve şefkatine sığınırsa o doğru ve müstakim bir insan olur ve merhamet sahibi Allah tarafından ağarlanan bir misafir olur. Masum bir insana zarar vermekten sakınmak, Nursi’nin şefkat kökenli ahlâk ve adalet anlayışında bir zorunluluktur. <BR><BR><EM><STRONG>*** ADALET, SAİD NURSİ, İSLAM VE HRİSTİYANLIK: DİNLER VASITASIYLA SINIRLAR ÖTESİ BİR İŞ BİRLİĞİ ZEMİNİ Ross Nicall Ferguson Collins, Anglikan Rahip, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Globalleşen dünyada bir çok adaletsizliklerin yaşandığını dile getiren yazar, bu adaletsizliklerin dinler arası iş birliği ile azaltılabileceğini dile getirmektedir. Özellikle, Said Nursi’nin görüşlerinin bu konuda benzer yaklaşımlar gösteren bazı Hristiyan liderlerin görüşleriyle mukayese edilmesinin faydalı olacağını ifade etmektedir.<BR>Yazar, yer yer Risalelerden iktibaslar yaparak insanlık için daha onurlu bir hayat ve daha yaşanılır adil bir dünya için Nursî’nin fikirlerinin bir an evvel dinler arası iş birliği ile uygulamaya geçirilmesinin gereğini anlatıyor. Bunun yanı sıra, zekatın haram kılınması ve zekatın vacip oluşunun, özellikle Afrika’da yoksullukla mücadelede ne derece önemli olduğunu ifade ediyor; gelişen teknoloji ile dünyanın daha adil yönetilebileceğini ve bunun esaslarının da Risalelerde ele alındığı üzere vahiy esaslı Kur’an medeniyetinde olduğunu vurguluyor. (Makalede bu konu, felsefe ve Kur’an medeniyetlerinin mukayeseleri yapılarak ele alınmış).<BR><BR><EM><STRONG>*** BEDİÜZZAMAN’IN VİCDANA DAYALI SOSYAL HUKUK VURGUSU: ADALETE GİDEN KESTİRME YOL Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı-Psikiyatri Uzmanı, TÜRKİYE</STRONG></EM><BR>Bediüzzaman “Saadet-i beşeriye, dünyada adalet ile olabilir. Adalet ile doğrudan doğruya Kur’an’ın gösterdiği yol ile olabilir’’ diyor. Evet iman, kalpte, kafada daimi bir manevi yasakçı bıraktığından fena meyelanlar histen, nefisten çıktıkça “yasaktır” der terk eder kaçınır” diyerek vicdani bekçinin, zihinsel jürinin önemini vurguluyor. (Hutbe-i Şamiye 1. Zeyl (82-83)<BR>Ayrıca eğer beşer çabuk aklını başına almazsa, İlahi adalet ölçülerine uygun davranmazsa “maddi manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşilere ve ye’cüc ve me’cüce teslim-i silah edecekler” diyerek asrın insanını uyarıyor. Günümüzde şiddetin, intiharların, boşanmaların, uyuşturucu kullanımının, gay ve lezbiyen akımlarının batı toplumlarında dalga dalga yayılması adalet ölçülerinin bozulması ile ilgili olduğu dikkatli tespitlerle anlaşılmaktadır. ABD’de çocuk ıslah evlerinde suçlu çocuklara merhamet ve empati duygularını öğretmeden toplum içine bırakmama adli psikiyatri uygulaması olarak bilinmektedir.<BR>Ra’d suresi 11. ayette “Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez”. Şura suresi 38. Ayette “Onlar meselelerini aralarında istişare ederler” gibi ayetler ve “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hadis-i şerifi insanları zorla Müslüman yapmaktan men eder. “Dinde zorlama yoktur” ayeti doğru yorumlanırsa İslam dininin demokratik cumhuriyet yönetimi ile doku uyuşmazlığı içinde olmadığı tezinin Bediüzzaman tarafından savunulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.<BR>Sonuç olarak, Bediüzzaman adaleti kişinin iç dünyasında, ilim çevrelerinde ve insanlarla ilişkilerinde ve halkın temsilciler aracılığı ile kendini yönetmesini tezinde hem değer olarak hem de yöntem olarak savunmuştur. Özgürlükçülük, çoğulculuk, katılımcılık gibi temel demokratik değerleri eserlerinde ısrarla vurgulamıştır. Günümüzde bu değerleri savunanlara din adına kafir diyen ve kanları helaldir diyenlerin varlığı düşünülürse Bediüzaman’ın çağımızın bir fırsatı olduğu anlaşılır.<BR><BR><EM><STRONG>*** İSLAM’IN GERÇEK BİR TEMSİLCİSİ OLARAK RİSALE-İ NUR Claire Forbes, Londra Üniversitesi, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Claire, tebliğinde İngiliz medyasındaki İslam ve İslam’ın gerçek bir temsilcisi olarak gördüğü Said Nursi ve Risale-i Nurla ilgili şu noktalara değinmektedir: <BR>Said Nursi eserlerinde devamlı İslam ile batı arasında karşılaştırmalar yapar. Onun batı medeniyetiyle ilgili eleştirisi ve İki Avrupa’dan bahsetmesi -birisi erdemli faziletli, diğeri çökmüş, bozulmuş Avrupa- İngiliz gazeteleri için Müslümanları ve İslam’ı tanımlamaları açsından aydınlatıcı olabilir. <BR>Said Nursi faziletli Avrupa medeniyetini şöyle tanımlar: Takip ettiği bilim, adalet ve doğruya hizmet eder; ve sanayi ve sosyal hayat için faydalıdır. Ona göre bütün bu güzellikler de Avrupa gerçek Hrıstiyanlıktan beslenmiştir. O ayrıca, şeriat ve hadis medeniyetinin güç, kuvvet yerine doğruyla işlediğini söyler, faydacılık yerine erdem, ırkçılık yerine birliktelik, kavga çekişme yerine karşılıklı yardımlaşmayı koyar. <BR>Radikaller, İslam ve batı arasındaki çatışma için medyayı başarıyla kullanıyorlar. Eğer gerçek Müslümanlar bu radikallerin görüşlerine karşı iseler, onlar kendilerini bu radikallerin platformundan uzak tutmalıdırlar. Said Nursi’nin alternatif perspektifi ve Risale-i Nurdaki öğretisi, İngiliz medyası tarafından pek bilinmiyor. Son on iki ayda tek bir İngiliz gazetesi bile bu tür konularda Nursi ile ilgili bir referans göstermemiştir. Medyada çıkan haberlere –Said Nursi merkezli- cevaplar vererek Müslümanlar medyadaki İslam’ın olumsuz bilinen imajını değiştirebilirler. <BR><BR><EM><STRONG>*** BASKI VE ZULME DİRENMEDE METİN HAYAT ÖRNEKLERİ Prof. Dr. Martyn Percy, Ripon Üniversitesi, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Tebliğinde Said Nursi, Trevor Huddleston ve Martin Luther King’i baskı ve zulümlere direnme ve adalet için mücadele noktasında karşılaştıran Percy, Nursi ile ilgili olarak şu noktaları vurgular: Nursi, söylemlerinde hukuk, adalet, özgürlük, kardeşliğin İslam’ın emri olduğunu söyler. Daha da ötesinde, bu tür kavramların Hz. Muhammed (a.s.m.) tarafından uygulandığını vurgular ve sonrasında ise, bu kavramların bizzat Hz. Muhammed (a.s.m.) tarafından uygulandığını yazar. Bundan dolayı Nursi; despotizmin İslam’la kesinlikle uyuşmadığını savunur. <BR>Nursi’nin vizyonu –dini doğru ve değerlerle desteklenen özgürlük, adalet, sosyal refah- ironik olarak moderniteye karşı ılımlıdır. Mesela, O, bir taraftan bilimsel ve mecâzî bir dil kullanırken, diğer taraftan dinle bilim arasındaki uyumu daha derin bir şifre ile ortaya koyar.<BR><BR><EM><STRONG>*** SAİD NURSİ’NİN DÜŞÜNCESİNDE HAKİKİ ADALETİN BÜYÜK TEMSİLCİ OLARAK İMAM ALİ’NİN YER Prof. Dr. Hamidreza Ayatollahy, Allameh Tabatabaii Üniversitesi, İRAN </STRONG></EM><BR>Said Nursî, Mektubat adlı eserinde Hz. Ali’yi hakiki adaletin (adâlet-i mahza) en büyük temsilcisi olarak tanımlar. Nursi’ye göre Hz. Ali kendi zamanında hakiki adaleti temsil etmiştir. Hz. Ali’nin halifeliği zamanında bazı karışıklıklar çıkmış ve savaşlar yapılmıştır. Said Nursî; bu karışıklığın Hz. Ali’nin hakiki adaleti istemesinden dolayı çıktığını söyler. Diğerleri –kendisine karşı çıkanlar- İslam devletini kuran ilk kuşak olmalarına rağmen, adalet-i mahzaya dayanamamış, onun yerine adalet-i izafiyeyi –göreceli adalet- tercih etmişlerdir.<BR>Said Nursî’ye göre masum bir insanın hakkı, bütün bir topluluğun hatırı için bile feda edilemez. Bir fert cemaate, çoğunluğa, topluma, devlete kurban edilemez. Yüce Allah’ın indinde hak haktır, büyüğü ve küçüğü arasında hiç bir fark yoktur. <BR><BR><EM><STRONG>*** CİNSİYETTE ADALET Dr. Paddy Daniel, Canterbury Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Bana göre cinsiyet adaleti bir uzay boşluğu gibi sınırsız olmalı ve bütün insanlık bu adalet özgürlüğüne en yüksek seviyede sahip olmalıdır. Bediüzzaman Said Nursi’nin adalet “Kur’an’dan alınmış kutsal, doğru ve hak prensiplerine bağlı olmalı” ifadesi ilk etapta bu boşluğu sınırlandırıyor gibi görünebilir. Hıristiyan ve Müslüman feministler arasındaki anlamlı diyalogun olabilmesi, bir anlaşma ve çerçeve sınırı belirlemek yerine tartışma ve aktif dinleme fırsatıyla doğabilir. <BR>Fakat, Risale-i Nur’un adalet anlayışı “İlahi adalet bireye, topluma, kişiye ve bütün insanlığa bir fert gibi eşit davranır.” temel anlayışına dayanır. Çünkü bütün fertler –yaratılış ve esmanın tecellisine mazhar olmak noktasında- yaratıcının katında eşittirler. Her ne kadar bu anlayış, Kur’an’ın içindeki öğretilere dayanıyorsa da onun ötesinde oluşan boşlukta Hıristiyanlar ve Müslümanlar bu noktada etkili bir şekilde birbirleriyle iletişim kurabilirler.<BR>Said Nursi’nin tabiat ve insanlık içindeki Allah anlayışı, Hristiyan bayanlar için kendilerini Allah’ın yeryüzündeki bir tecellisi görmeleri açısından son derece önemli ve anlamlıdır. Her ne kadar Nursi, eserlerinde kutsal kitabın önemini ve Allah’ın “ol” emrini vurgulamışsa da onun yorumu olan “hava çok merhametli ve cömert olan Allah’ın hızlı ve çevik bir hizmetkârı olarak yeryüzünde Allah’ın misafirlerine (insanlığa) hizmet ediyor” ifadesi Hıristiyan bayanları Kur’an’daki ilahi anlayışın dışında tutmaz. Nursi’nin anlayışına göre erkek-bayan Allah’ın yeryüzündeki misafirleri olma noktasında eşittirler.<BR><BR><EM><STRONG>*** KADIN VE ERKEK ARASINDA ADALET VE EŞİTLİK Murat Çiftkaya, Alfred Üniversitesi, TÜRKİYE</STRONG></EM><BR>Bediüzzaman'ın kadın ve erkeğe mirastan farklı ölçülerde pay verilmesini tahlil ederken kullandığı üslup ve yaklaşımı, benzer konularda kendisini seküler modernist hücumlar karşısında zorda hisseden dindarlara yol gösterici niteliktedir. Bediüzzaman, kimi modernist Müslüman düşünürlerin yaptığı gibi savunmacı bir tavra girmez; tam aksine, Kur'anî hükmü "adaletsizlik"le suçlayan ve eşitlik adı altında hak ve adaleti tesis ettiğini iddia eden seküler medenî hukukun haksız ve adaletsiz davrandığını ifade eder. Bediüzzaman, kadın ve erkeğin birbirine fıtrî meylinin ve bu meyil sonucunda aile birlikteliğini gerçekleştirmelerinin, dünyevî istek ve ihtiyaçlardan öte, Yaratıcılarını daha iyi tanımaya, kulluğa ve sonsuz hayata yönelik olduğunu ifade eder. <BR><BR><EM><STRONG>*** RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİNDE MİRASTA ADALET Prof. Dr. Abdulvahid Zennun Taha, Musul Üniversitesi, IRAK</STRONG></EM><BR>Üstad Said Nursi Hazretleri, Allah’ın erkek çocuğun malından anaya verdiği altıda bir hisseyi (südüs) ananın hakkına ve bütün fedakarlığına rağmen yasaklayan beşeri kanunlara şiddetle karşı çıkar. Bu uygulamayı büyük bir yanlışlık ve korkunç bir zulüm olarak addeder. Evet bu görüş, hakkın ve adaletin ta kendisidir. <BR>Oğullarının saadeti için hayatını feda eden anaya layık görülen en düşük hissedir. Anayı sosyal düzen adına bu hakkından soyutlamak, İslam adaletinin toplumda eşitliği sağlamak için temin ettiği analık haysiyetini rencide etmek demektir.<BR><BR><EM><STRONG>*** HAYATTA VE DÜŞÜNCEDE DENGE: NURSİ’NİN ADALET ANLAYIŞI Edip İbrahim El-Debbağ, Araştırmacı Yazar, IRAK</STRONG></EM><BR>Said Nursi Hazretleri kâinatın cüz ve külliyatında cari olan denge ve ahenk kanunundan yola çıkarak ısrarla kainatın büyüklüğüne kıyasen küçücük bir varlığın yaratılış mizanının da kainattakine denk olduğunu ve kainatın esası mesabesinde olduğunu vurgular. Bu sebeple bu dünya insana hem bir mesken, hem de sınırsız fikir ve vicdani buluşlarına ve insani ve ruhi terakkilerine mekan olarak seçilmiştir. Bu terakkiler insanı, kainatla boy ölçüşmeye, üstüne gitmeye, inanılmaz bir istekle ve mukavemet edilmez bir üstünlükle bazı gezegenlerini tanımaya ve her köşesini taramak gayesiyle kapısını açmaya ehil kılmıştır. Yerin yaratılış mizanı da kainata denktir. Kur’an’dan ilham alarak Nursi eserlerinde bu hususu sık sık dile getirir. Kur’ân’da gökler zikr edildiği zaman -kainat denkleminde merkezi ehemmiyetine binaen- arkasından mutlaka yer, yani bu dünya da zikredilir.<BR><BR><EM><STRONG>*** SAİD NURSİ’NİN “ADALET” ANLAYIŞI VE BUDİZM’DEKİ KARŞILIĞI Prof. Dr. Burkhard Scherer, Canterbury Christ Church Üniversitesi, İNGİLTERE</STRONG></EM><BR>Scherer, tebliğinde dünyadaki adaletsizlik probleminde Kur’an’daki “adl ve kıst” kavramları ve Said Nursi’nin eserlerinde bu kavramlara getirdiği açılımları ele almakla birlikte, Budizm öğretisinde Said Nursi’nin “adl ve kıst” ile ilgili görüşlerini mukayeseli bir şekilde inceliyor. <BR>İslam ve Budizm modernitenin etkisinde kalmalarına rağmen kimliklerini yitirmemişlerdir. Scherer “Said Nursi’nin eserlerindeki adalet anlayışında Kur’an ve İslam’ı esin kaynağı olarak aldığını, Nursi’ye göre adaleti temin etmenin yolunun Kur’an’a doğrudan doğruya müracaat etmekle olabileceğini” vurgular. <BR><BR><EM><STRONG>*** ADALETİN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ BOYUTU Mahir bin Muhammed Hindi, Araştırmacı-Fetih İslam Enstitüsü, SURİYE (Doktora Öğrencisi )</STRONG></EM><BR>Araştırmacı adaletin dil ve terminoloji manaları üzerinde durduktan sonra, adaletle ihsan arasındaki bağlantıya değiniyor. <BR>Dünya ve ahiretin adalet üzerine bina edildiği ve adalete terettüp eden cezaların dünya ve ahirette neler olduğunu ifade ettikte sonra, adaletin iki vechesi üzerinde duruyor: mutlak adalet ve nisbi adaletin farklılıkları anlatıldıktan sonra, yaratılışta adalet, ahlakta adalet, sosyo-ekonomide adalet, tarihte adalet, soysal ve siyasal alanlarda adalet gibi diğer boyutları de ele alıyor. <BR><BR><EM><STRONG>*** BEDİÜZZAMAN’A GÖRE ADALET VE MİLLİYETÇİLİK Elmira Akhmetova, Malezya İslam Üniversitesi, MALEZYA (Doktora Öğrencisi)</STRONG></EM><BR>Bediüzzamana göre gerçek adalet sınıfsal ve toplumsal her seviyedeki fertleri eşit şekilde kucaklamalı ve istisnasız bütün hepsi için emniyet ve mutluluk getirmelidir<BR>Said Nursi’nin menfi milliyetçiliğe karşı tavrı çok nettir. O, eserlerinde güçlü bir şekilde, İslam’ın müspet ve kutsal milliyetçiliğinde menfi milliyetçilik ve ırkçılığa yer olmadığını vurgular. Nursi’ye göre; ebedî İslam milliyetçiliği, geçici ve sağlam olmayan menfi milliyetçilikle sınırlandırılamaz. Bundan dolayı Nursi; eserlerinde çok kere kendi dönemindeki Türk hükümetini kalıcı, daimi İslam milliyetçiliği yerine menfi ve istikrarsız menfi milliyetçiliği tercih etmesinden dolayı eleştirmiştir.<BR><BR><EM><STRONG>*** MODERNİTE VE GELENEK : BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN HAYATI Chen Huihui Joyce, National Üniversitesi, SİNGAPUR (Doktora Öğrencisi)</STRONG></EM><BR>Nursi’nin dini düşüncesi ve modern topluma bakışı gösteriyor ki, din felsefesiyle uğraşan sosyal bilimcilerin, dinin kendi kavramlarını kullanmak yerine ateist kavramlar kullanmaları dinin aydın düşüncedeki amacını yanlış anlatmalarına sebep oluyor. Benim bu tebliğdeki amacım, din ve modernite arasında bir ayrılığın olduğu düşüncesini anlamaya çalışmaktır. Said Nursi, Risale-i Nur adlı çalışmasında, modernitenin bazı problemlerinin -batı medeniyetiyle ilişkisi bağlamında- altını çizer.<BR>Nursi’ye göre bilim ve düşünce İslamiyet’in getirdiği doğruları yalanlamaz. Onun ötesinde, İslamiyet’in getirdiği doğrular ebedî olduğu için, bilim ve düşünce onları yalanlamak ve gizlemek bir tarafa dursun daha da açığa çıkarır.<BR><BR><EM><STRONG>*** KÜRESELLEŞME VE ADALET Mustafa Al-Zari, Miknas Üniversitesi, FAS (Doktora Öğrencisi)</STRONG></EM><BR>Nursî’nin risalelerdeki metodu son derece kapsamlıdır. İslâm ümmetinin tamamına hitap ediyor, asrın dilini konuşuyor. Nursî, Küreselleşmenin üstünlüğünün geçici bir durum olduğunu söyleyerek haddi zatında söz konusu gâlibiyetin kıymet ve ehemmiyeti olmadığını, zira hakiki akıbetin muttakiler için hazırlandığını ders veriyor. <BR>Nursî’de adalet kavramı, siyasî, içtimâî ve iktisâdî adalet olmak üzere muhtelif kısımlardan meydana geliyor. Bu cümleden olarak mesela Nursî, hem sosyalizm hem de kapitalizmin iktisat anlayışlarından farklı olarak, iktisadı israftan uzak durarak beraberinde şükretmenin eşlik ettiği bir tevzi, yani Rahmanın sofrasındaki nimetlerin bütün mahlukata dağıtılması faaliyeti olarak görüyor. O küreselleşmenin iki büyük özelliği olduğu tespitini yapıyor ki bunlar, kibir ve küfürdür. Diğer taraftan en tehlikeli vasıflarını ise, enaniyet ve hırs olarak görüyor. Öyle ki bu hırs ve enaniyetin hakimiyeti ile, kimi insanların hırsının ve menfatinin önünde duran her şeyi hatta bütün insanlığı tahrip etmek eğiliminde olduğunu söylüyor. Günümüzdeki katliamlar ve etrafımızda yaşanan kanlı savaşlar Nursî’nin dile getirdiği küreselleşmenin doymak bilmez maslahatları adına insan kanının ne kadar ucuz olduğunu apaçık gösteriyor.<BR>Bütün bunlara rağmen:<BR>- Nursî medeniyetin müspet yönlerini ele alarak küreselleşmeden istifadenin de mümkün olduğunu söylüyor.<BR>- O, insanları küreselleşmeye karşı yek vücut olmaya çağırıyor.<BR>- Küreselleşmenin siyasi alanda sunduğu hususlardan tam olarak kaçınmanın yolu ve yegâne alternatifinin Hakaik-i Kur’aniye olduğunu ifade ediyor.<BR>- Küreselleşmenin bir kısım kavramları siyasî, ictimâî, terbiyevî vb. içeriklerinden soyutlamasına karşılık, Üstad Nursî Kur’anî esaslar çerçevesinde bunları hem tashih ediyor hem de küreselleşmenin bozuk esaslarını keskin idrakıyla keşfedip ortaya koyuyor. <BR><BR><EM><STRONG>*** BEDİÜZZAMAN PERSPEKTİFİNDE SOSYAL ADALETİN UYGULANMA ALANLARI Hamdavi Yusuf, V. Muhammed Üniversitesi, Fas (Doktora Öğrencisi) </STRONG></EM><BR>Bediüzzaman derin ve isabetli düşüncesiyle İslami toplumun esaslarını sağlamlaştırmak, alaka ve bağlarını rahmet değerleri üzere ikame etmek gibi, Kur’an, sünnet ve sosyal prensipler ışığında yardımlaşma ve dayanışma uğrunda çok değerli kriterler içeren eserler kaleme almıştır. O, sosyal hastalıkları insanın zatından ve nefsinden yola çıkarak gidermeye çalışmaktadır. Aynı zamanda gerçek düşmanlığın, nefsi emmâreye muhalefet etmek, küfür ve îmansızlığı çirkin görmekle olabileceğini vurgular.<BR>Bediüzzaman Hazretleri, ihtilafı bertaraf edilmez, insani bir realite olarak görmektedir. Zira ancak farklı düşünceler yoluyla gerçekler keşfedilir, fikren zenginleşme alanında yarışlar başlar, medeniyetler ilerler, sosyal yenilik ve büyüme gerçekleşir.<BR><BR><EM><STRONG>*** BELALARA KARŞI NURSİ’NİN ŞAHSİYET-İ MANEVİYE KONSEPTİ Lyubomır Bonchev, Sofya Üniversitesi, BULGARİSTAN (Doktora Öğrencisi)</STRONG></EM><BR>Said Nursi’ye göre her doğru yol, er ya da geç Allah’a gider ve Allah’a giden bütün gerçek ve doğru yollar uzunluk ve kısalıklarına bakılmaksızın eninde sonunda Kur’an’a dayanır. Bu demektir ki, bir yol kılavuzluğunu Kur’an’dan aldığı kadarıyla doğrudur ve kabul edilebilir.<BR>Said Nursi’ye göre tasavvuf sıra dışı bir tat ve lezzet veren bir meyvedir, fakat hakiki ve gerçek iman ise ekmektir, bütün ümmet için bir hayat kaynağıdır; veya kendi sözleriyle söylemek gerekirse, “şimdi hakikat zamanıdır tarikat zamanı değil.”<BR>Her ne zaman, İslam ümmeti ve kardeşliği dahili ve harici düşmanlar, karışıklıklar, ayrılıklar tarafından tehdit edilmişse, o zaman, Kur’an ve birlik olma adına uhuvvet, kardeşlik, sadakat ve fedakarlık ön plana çıkmıştır. Birlik olmakla ortaya çıkan kolektif şahsiyet, bütün belaların üstesinden gelir.<BR><BR><EM><STRONG>*** HUTBE-İ ŞAMİYE PERSPEKTİFİNDE ADİL BİR TOPLUMUN İNŞASINDA İSLAM’IN ROLÜ Atanas Shinikov, Sofya Üniversitesi, BULGARİSTAN (Doktora Öğrencisi)</STRONG></EM><BR>Said Nursi’nin 1911’de Şam’da verdiği ve Müslüman dünyasının en önemli altı meselesini anlattığı Hutbe-i Şamiye, Eski Said dönenimin en önemli eserlerinden birisidir. Nursi, Müslümanları uyarmak için altını çizdiği temel meselelerin birer hastalık gibi intişarını, Müslüman toplumunların dini uygulamalardan uzak olmalarına bağlar. Müslümanların temel sorunlarının çözülmesi için yeniden dine sarılmaları gerektiğini söyler. Said Nursi eserlerinde devamlı olarak “despotizm, ahlâksızlık ve dejenerasyonla” mücadele etmenin reçetesinin Kur’an’da olduğunu belirtir. Said Nursi’nin yaklaşımına göre İslam toplumunda adaleti temin etmenin yegane yolu İslam’ın temel değerlerini yeniden uygulamaya koymaktır. <BR><BR><EM><STRONG>*** İNSANLARIN HAL-TAVIRLARINDA İLAHİ TECELLİ VE ADALETİN ETKİSİ Divali Haci Şeli, Musul Üniversitesi, IRAK (Doktora Öğrencisi)</STRONG></EM><BR>Bediüzzaman’ın Risalelerinin fezasında seyahat etmek, derinliklerine dalmak bir nimet-i İlahiyedir. Bu nimeti tatmayan bilemez. Seyahat eden kimse ise güzel sıfatlar sahibi olan Hak’tan gelen mübarek Kur’an’ın gölgesinde Risalelerde değerlinin değerlisini, güzelin güzelini bulur. İstediği, aradığı, peşine düştüğü manalara, sırlara, letafetlere, nüktelere, mesellere kavuşur. Zira beşeriyet her çeşit medeniyetiyle, rengiyle doğru bir medeniyeti kavrama şuurunun nimetine erişmek ve çok kıymetli bir medeniyet değeri olan adalet dolu daha iyi bir dünyaya kavuşmak için değerli bir define olan Risalelere hakikaten muhtaçtır. <BR><BR><EM><STRONG>*** ÜÇ ÖNEMLİ İSLAM DÜŞÜNÜRÜNÜN HAYATINDA ADALET Fred Reed, Araştırmacı-yazar, KANADA</STRONG></EM><BR>Tebliğinde Sheikh Ahmadou Bamba, Abdulhamid bin Badis ve Bediuzzaman Said Nursi’yi adalet için mücadele etme noktasında karşılaştıran Reed şu tespitlerde bulunur: Laik cumhuriyet döneminde inanç üzerinde bir baskı oluşturuldu. Said, kendini bu anlamda inancın savunucusu olarak gördü. 20 yıllık sürgün, hapis ve yokluklar içinde yazılan Risale-i Nurlar; adalet prensiplerinin somutlaşmış biçimi, insanın iç dünyasının ifadesi, ruhsal dönemlerin ifadesi, mahkeme savunmalarının yer aldığı, talebelerine ve takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar, inanç ve uygulamayla ilgili sorular ve onlara cevap niteliğinde ortaya konmuş toplumsal davranışları bize anlatmaktadır. <BR>Sheikh Ahmadou Bamba, Abdulhamid Ben Badis ve Bediuzzaman Said Nursi, bu her üç İslami ıslahatçının hayat ve çalışmaları kavramsal olarak bir yere oturtulamaz. Her birisi farklı sosyal ortamlar ve tarihi şartlarda doğdular. Fakat onlar, sömürgeciliğe karşı mücadele noktasında buluştular, ya direkt -Senegal ve Cezayir’de olduğu gibi- ya da dolaylı olarak -Osmanlı sonrası Türkiye’de olduğu gibi- mücadele ettiler. Dahası, onların mücadelesi inançlarına dayanıyordu ve sömürgecilik projesinde İslam’ın tehlikede olduğunun da farkındaydılar. Onlar politikayla ilgilenmediler, hatta politikaya karşıydılar. Daha da ötesi, politika onları takip etti. Onlar adaleti sağlamak için –ki İslami terminolojideki en güzel karşılığı ‘Allah’tan başka kimseye boyun eğmemek’tir- kendilerini daha uzun yaşatacak hareketler kurdular ve kendi ülkelerinde kararlı bir şekilde ortaya çıktılar, hatta kendi milli sınırlarını aşarak dünyaya yayıldılar.<BR><BR><EM><STRONG>*** RİSALE-İ NUR’DA ADALET: ÇAĞDAŞ BİR ANALİZ Dr. Abdulhadi Dehhani, Cedide Üniversitesi, FAS</STRONG></EM><BR>Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri adalet-i ilahiyenin Rabbani özelliklerine işaret etmeye çok özen göstermiştir. Yaratılış aleminde var olan tecellilerini de ortaya koyarak dünyada bu esas üzerine bina edilen davranışlarla ilgili manaları ve ahirete terettüp eden neticeleri izah etmiştir. O bunları meşiet-i ilahiye konusunda vurgulamaktadır. Çünkü adaletiyle gökleri ve yeri var eden bir zatın mükâfat ve cezası olması lazım gelir. Bu mükâfat ve ceza da cennet ve cehennemi iktiza eder. Bu da adalet-i ilahiyenin mükemmel ve tam olmasından ileri gelir. Cezâ ve mükâfât ise, Allah’ın hikmet ve ölçüyle kurduğu eksiksiz, noksansız kâinatın kanunlarıyla da uyum sağlar. İşte buna Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Adalet-i Mutlaka adı vermektedir.<BR><BR><EM><STRONG>*** ADALETİN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ BOYUTU Dr. Mustafa El Vazifi, Kadi İyaz Üniversitesi, FAS</STRONG></EM><BR>Said Nursi Hazretleri çeşitli boyutlarıyla adaleti ele almıştır. O adalete yalnızca dünyevi çerçevenin sınırları içinde bakmadı. Aksine onun teorik planda ve gerçek hayattaki yansımaları ve boyutlarına da baktı. Böylece bu bakış açısına göre, adaletin; tabiatta, insanda, ahirette, hesap gününde ve her şeyde elle tutulur bir hale gelmesi mümkün oldu. İşte bundan dolayı da, büyük bir ıslahatçı olan Said Nursi Hazretlerinin mükemmelliği, her konuda sergilediği dengeli ve istikametli tarzı değişik vecheleriyle ele alınıp değerlendirilmelidir.<BR><BR><EM><STRONG>*** TEVHİD, NÜBÜVVET VE AHİRET BAĞLAMINDA ADALET Dr. Abdullatif Moumen, Arapça-İslami Bilimler Fakültesi, BAE</STRONG></EM><BR>Risale-i Nur’da Allah’ın vahdaniyetine ve vücuduna götüren mantıki ve akli deliller ele alınmıştır. Nübüvvet hakikatinin marifetullahla olan derin bağları üzerinde durulmuş, melaike, iman-ahiret hakikati, maddenin geçici ve ruhun baki oluşu detaylı olarak incelenmiş ve adaletle münasebetleri tahlil edilmiştir.<BR><BR><EM><STRONG>*** NURSÎ VE ADALET: İTİDAL DÜŞÜNCELERİ VE İSTİBDAT MESLEKLERİ Prof. Dr. Muhammed Abdunnebi, Cezayir Üniversitesi, CEZAYİR</STRONG></EM><BR>Tebliğinde Risale-i Nur ışığında adalet ve istibdat konularını ele alan Prof. Abdunnebi, Nursî’nin bakış açısı ve adalet konusunun kökleşmesinde, dinin esasatına dayanmakla birlikte, kendi devrinde yaşayan ulemâda ve çağdaşlarında pek fazla görünmeyen bir şekilde adaletin prensiplerine şiddetli tarafgirliği ve ona talip oluşu ile İslam dünyasında çok belirgin olarak temâyüz ettiğini ifade ediyor. Adaletin en önemli unsurlarından biri olan “Cemaat için ferdin feda edilemeyeceği” ilkesine Bediüzzaman’ın getirdiği yorumu ele alan Prof. Abdunnebi, Nursî’nin bu hususla ilgili olarak bir takım yeni yaklaşımlar ortaya koyduğunu ifade etmektedir. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz:<BR>İmam Nursî, “Cemaat için ferdin feda edilmesi”nin, tek bir insanın mizacından doğan ve onunla kaim olan bir düstur değil, adalet-i izafiyeyi takip edenler arasında sabit bir kanun ve uygulama olduğunu tespit etmiştir. Nursî burada bu zulmün tehlikesine dikkat çekmiş ve asıl vacip olanın hastalığın aslını ortadan kaldırmak olduğuna işaret etmiştir. Bu zalim tavırda, fertler yönetim organı veya hakim güç odakları tarafından ihtiyaç halinde kullanılan birer araç seviyesine indirilmektedir; ne zamanki bir araç seviyesine indirilen söz konusu ‘fert’ ile hedeflenen gayeye ulaşılmışsa, artık bir başkası ile değiştirmenin zamanı gelmiş demektir. Dolayısıyla fert feda edilecektir, ama o zalim kanun her halükârda bakidir.<BR>Nursî’ye göre, bu adaletsiz kanunda, suçun bilfiil ispatı değil, töhmet ve suçlama esas alınır. Ferdin, sözde cemiyetin maslahatı hesabına feda edilmesi, bir delil, ya da harici bir işarete değil, sadece zarar verme vehmi (kuruntusu) üzerine bina edilmektedir.<BR>Ayrıca Prof. Abdunnebi, Üstâdın gurbette, insanlardan ve büyük şehirlerden uzak bir şekilde yaşarken, radyo dinlemediği ve gazete okumadığı halde, hayatı ve hadiseleri çok iyi okuduğunu ve değerlendirdiğini de sözlerine eklemektedir.<BR><BR><EM><STRONG>*** NURSİ’NİN MÜSBET HAREKET ANLAYIŞININ ASAYİŞE KATKISI Prof. Dr. Abıd Tevfik al-Hashimi, Eğitimci-yazar, BAE</STRONG></EM><BR>Ehli hizmet olan bir Müslümanın, hizmette hikmetle hareket etmesi, din düşmanlarından korkmaması ve yalnız gökleri ve yeri ayakta tutan Allah’tan korkması gerekli olduğu gibi, aynı zamanda Müslüman kardeşlerine, hatta bütün insanlara karşı merhametli davranması da gerekir. Bir Hadis-i Şerif’te efendimiz şöyle buyurmaktadır: Merhametli olanlara Rahman da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki gökte olan da size merhamet etsin. (Ebu Davut: 4941) Bu yüzden, İmam Bediüzzaman Hazretlerinin arkasından gidenlerin sayısı yüz binler olmasına rağmen onların şimdiye kadar devlet ve vatandaşların asayiş ve emniyeti konusunda hiçbir menfi davranışı görülmemiştir. <BR><BR><EM><STRONG>*** NURSİ’YE GÖRE ADALETİN İNSAN HAKLARIYLA İLİŞKİSİ Prof. Dr. Mohamed Bin Ali El-Hirfi, İmam Mohamed bin Suud İslam Üniversitesi, SUUDİ ARABİSTAN</STRONG></EM><BR>Nursî, adaletin tahakkukunu tasvir ederken dinin emirleriyle, kevnî âyetleri ve kainattaki adalet tezahürlerini birbiriyle mezcederek anlatıyor. Böylelikle de adaletin sadece insan dünyasında değil, bilakis bütün kainatta çok küllî bir şekilde tecelli ettiğini gösteriyor. Diğer taraftan sosyal hadiselere ve İslam tarihindeki bir kısım hadiselere değinirken de son derece mutedil ve istikametli bir çizgiyi takip ediyor. <BR>Mesela, sahabeler arasında yaşanan savaşları değerlendirirken, bir kısım insanların yaptığı gibi zihinleri bulandırıp, dinin hamleleri ve mümessilleri olan o büyük zatlara -sahabelere- su-i zanna vesile olabilecek yorum ve değerlendirmelerden titizlikle uzak duruyor. Söz konusu hadiseleri tahlil ve tetkik ettiği risalelerinde, hem tam bir tarihçi, hem usta bir tarih felsefecisi gibi hadiseleri ele alıyor; asla objektif tavrını kaybetmediği gibi, meseleleri Kur’an’ın nuru ve Hadis’in ışığında çözüyor.<BR><BR><EM><STRONG>*** TEMEL HAKLARI İHLAL EDİLEN VE ADALET ARAYAN: S A İ D N U R S İ Prof. Dr. Servet Armağan, Anayasa Hukuku Profesörü, TÜRKİYE</STRONG></EM><BR>Nursi hakkında hiçbir zaman uygulanmayan bir Anayasa ve hukuk esası “eşitliktir”. Yani Nursi, diğer Türk vatandaşlarının sahip olduğu “eşitlik”ten hiçbir zaman istifade edememiştir. Halbuki o zamanlar yürürlükteki 1924 tarihli Anayasanın 69. maddesi hükmü şöyleydi: <BR>“Türkler kanun nazarında müsavi(eşit) ve bilâ istisna kanuna riayetle mükelleftirler. Her türlü zümre, sınıf, âile ve fert imtiyazları mülgâ ve memnudur.”<BR>Bu hüküm Nursi hakkında uygulanmamış, yani sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. <BR>Nursi, kendisi hakkında yapılan hukuk dışı muamelelerin, mevcut “laik mevzuat” açısından dahi haksız, adaletsiz ve hukuka aykırı olduğunu iddia ve ispat etmektedir. Hatta ispatta o kadar ileri giderek:”Dünyada hiçbir kanun...”, “Hiçbir ziakıl bunu kabul etmez,” , “Vahşi kabilelerin dahi bir usulü olduğu halde...” ve “… hatta insan eti yiyen yamyamların, hatta vahşi canavar bir çete reisinin bir usulü var, bir düstur ile hükmeder. Siz hangi usulle bu acip tecavüzü yapıyorsunuz. Kanunuzu ibraz ediniz.” gibi ibareler kullanarak, bu haksız işlemleri yapanların, akıldan mantıktan uzak, hiçbir hukuk esası ile bağdaşmayan işler yaptıklarını belirtmektedir. Hatta bir defasında da şöyle demektedir: “Hey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz. Divane gibi hükmediyorsunuz!”<BR><BR><EM><STRONG>*** RİSALE-İ NUR’DA ADALET İBÂDET İLİŞKİSİ Prof. Dr. Muhammed er-Rûkî, Uluslar Arası İslam Fıkıh Akademisi, SUUDİ ARABİSTAN</STRONG></EM><BR>“Adalet ve ibadet konusu Risale-i Nur’un hemen her tarafına sirayet etmiş ve adeta sinirlerin bedende yayılması gibi yayılmıştır.” diyen Prof. er-Rûkî’nin, Risale-i Nur’da adalet ve ibâdet ilişkisi hakkında yaptığı bazı tespitlerini şöyle sıralayabiliriz:<BR>Nursî nerede ibâdetten bahsetmişse, orada mutlaka sarihan veya telmih yoluyla, lafzen veya ima ile ibâdeti adaletle bağlamaktadır; bu durum, -adaletten maksat ister mutlak İlâhî adalet olsun, isterse İlâhî adaletten muktebes insanî adalet olsun- her iki kavram arasındaki karşılıklı lüzumu ve birbirinden ayrılmalarının mümkün olmadığını göstermektedir. <BR>Nursî’ye göre ibâdet, İlâhî adaletin lüzumlu ve gerekli kıldığı hususlardan birisidir. İbâdet, insanî adaletin kendisinden doğduğu bir asıl veya bir esas hükmündedir. İbâdet ve ihlasta kazanılan mertebe ve kuvvet, şüphesiz ki kulda adâletin tahakkukuna yol açacaktır. İbadette ihlasın yok olması da, adalete ulaşmaya mani olacaktır.<BR>Adalete ulaşmanın yegâne yolu ibâdetten geçmektedir. Faziletli bir cemiyetin inşası, ancak bu iki rükünle, yani ibadet ve adaletle mümkündür. Risale-i Nur hem müstakim bir ferdin, hem de böyle bir toplumun inşasına kefil olarak, muhtevâsında ilmî ve terbiyevî esaslar barındırmaktadır. Risale-i Nur, âbid ve âdil kullar yetiştirmeye ehil fikrî, terbiyevî bir okul hükmündedir.<BR><BR><EM><STRONG>*** ADALET VE İBADET ARASINDAKİ BAĞLANTI SIRLARI Prof. Dr. Binisa Ahmed Buyuzan, Muhammed bin Abdullah Üniversitesi, FAS</STRONG></EM><BR>Genel olarak Risale-i Nur eczalarına baktığımızda, İmam Bediüzzaman Said Nursi’nin (r.a.) adalet ile ubudiyet arasında eşsiz bir bağlantı kurduğunu gözlemleriz. Birini kaleme aldığında diğerine muhakkak ya sarih olarak veya işaret olarak temas eder.<BR>İnce ve ulvi hisleriyle İmam Nursi, Cenab-ı Allah’ın herkese nasip etmediği feyizli nurların ışığında, İlahi mutlak adaletin bir tecellisi olan dünya hayatındaki ibadetin esrarlarını keşfetmiştir. <BR>İmam Nursi, takva sahibi bir müminin imandan aldığı haz, lezzet ve saadetin gerçek boyutlarını eşine az rastlanan temsili hikayelerle ortaya koymaktadır.<BR><BR><EM><STRONG>*** ADALETİN İBADETLE BAĞLANTISI Dr. Jamal Sayidi, V. Mohammed Üversitesi, FAS</STRONG></EM><BR>Üstad Said Nursi Hazretleri adaletle ibadetin irtibatlarını çok derin bir şekilde idrak etmektedir. İkisi bir paranın iki yüzü gibidir. Bu iki unsur da birbirinden ayrılamaz. Çünkü ibadetsiz adalet, adaletsiz ibadet mümkün değildir. İşte burada şöyle bir prensip ifade edebiliriz: İbadet haddi zatında adalet, adalet de haddi zatında ibadettir. Yani Müslüman yeryüzünde ibadeti ikame ettiği zaman, Allah’ın itaatine olumlu cevap vererek ibadeti ikame etmiş ve adaleti de ikame ettiği zaman yine Allah’ın emrine itaatle olumlu cevap vererek adaleti ikame etmiş olur.<BR><BR><EM><STRONG>*** ‘ADL’ İSMİNİN SAİD NURSÎ’YE GÖRE MAKSAT VE MUHTEVASI Prof. Dr. Ali Karadagi, İslam Bankaları Gözetim ve Fetva Heyeti Başkanı, KATAR</STRONG></EM><BR>Bu risalelerde İmam Nursî’nin tefekkürünün derinliğini, yepyeni düşünceler içinde vücut bulan ince fehmini ve keşfettiği bedi’ mânaları görmekteyiz. Özellikle, onun risalelerinde göze çarpan güzellik ve letâfet, ‘Adl ile Kadîr ismini, yine ‘Adl ve yaratma ile İlâhî rahmeti, ayrıca iktisad ve nezafet ile adaleti ince bir şekilde birbirine bağlamasıyla daha da ziyadeleşmektedir. Bu güzellik manasını, makulât ve mahsûsâtı da ihata edecek bir şekilde genişçe ele alan bir “mizan” ile bağlamasıyla daha da artmakta; daha sonra Nursî bununla da iktifâ etmeyip, adalet hakikatini haşir ve kıyametle de ilişkilendirmektedir.<BR>İmam Nursî’nin mesleği, İlâhî isimleri, bu isimlerin manalarına, yaratılış ve kâinattaki eserlerine bağlamaktır. Bunları zikretmesinin sebebi, istifadeye sebep olmasıdır. Zira müminin, Allah’ın Rahman, Rahim olduğuna iman etmesinin iki neticesi vardır: Birincisi bu geniş rahmete iman etmektir. İkincisi: bu rahmetin müminin kalbinde sağlam bir şekilde yerleşmesi ile beraber, muamelât ve tasarruflarında da tecessüm etmesini temin etmektir. <BR>Nursî’nin hem miras hukuku hem de faiz ve zekât hakkındaki değerlendirmeleri de harikadır. Diğer taraftan, O bir yandan tabakalar arası mücadeleden kaçındığı gibi, diğer taraftan da Risalelerde, bütün sömürü uygulamalarına ve zihniyetine karşı da savaş açmıştır.<BR><BR><EM><STRONG>*** ‘ADL’ İSMİNİN MUHTEVÂSI VE MAKSADI Prof. Dr. Eşref Abdullah Beri’, Uluslar Arası İslam Fıkıh Akademisi, SUUDİ ARABİSTAN</STRONG></EM><BR>Allah’ın en büyük gayelerinden ve en yüce Rabbani sıfatlarından biri de adâlettir. Yüce yaratanın nizamında, düzeninde yaratılanların yaratılmasında maksatlar ve gayeler vardır. Yaratılanların hepsi Allah’ın adâleti ile konuşurlar. Yarattıklarında Yüce Allah’ın adaleti, insanı hayrette bırakmaktadır. Allah’ın Şeriatının hepsi adalettir, nurdur ve hikmettir.<BR><BR><EM><STRONG>*** KÂİNATTA HÜKÜM-FERMA OLAN İLAHÎ ADALET Prof. Dr. Şahin Akkaya, Sütçü İmam Üniversitesi, TÜRKİYE</STRONG></EM><BR>İnsanlık âlemini bugün içine düştüğü adaletsizlik, nezafetsizlik ve şükürsüzlükten kurtarmak için, semavî din mensupları; insanları yaratılış ve fıtratları gereği olan ibadet ve şükre sevk etmek suretiyle; hem insanın kendisini, hem de toplumu huzur ve sükûna kavuşturmuş olacaklardır. Böylece Alem-i İslam ve bütün dünyada, insanlığın irşadı için Asrımızın Kur’an Tefsiri Risale-i Nur eserlerini kendilerine rehber edip, onları gelecek nesillere okullarda okutmaları lâzımdır. Risale-i Nurlar, Allah’ı isim, fiil ve sıfatlarıyla bize tanıtarak, marifetullah ve muhabbetullah dersle</FONT></P>
|