|

Fas’ın Vecde şehrinde, Birinci Muhammed Üniversitesinin ev sahipliğini yaptığı “Said Nursî’nin Dava Projesinde Ahlâk Olgusu” başlıklı bir uluslararası sempozyum gerçekleştirildi.
18-19 Mayıs 2007 tarihleri arasında. Vecde’de faaliyet gösteren “Nebras Kültür Derneği” ile “İnsanî ve İçtimaî Araştırmalar Merkezi”nin ortaklaşa gerçekleştirdikleri sempozyuma Fas ilim camiasının önde gelen isimlerinin yanı sıra Cezayir’den Bulgaristan’a ve Türkiye’ye kadar pek çok ülkeden gelen katılımcılar birbirinden değerli tebliğler takdim ettiler. Türkiye’den katılan İhsan Kasım Salihî, Ali Katıöz ve Cüneyd Şimşek birer tebliğ sundular.
Risale-i Nur Araştırma Merkezi (www.bediuzzaman.net) Büyük bir seçkin topluluk tarafından ilgiyle takip edilen sempozyum süresince sunulan tebliğlerin ardından gerçekleştirilen soru-cevap ve yorum bölümleri, sempozyumu daha verimli hale getirdi ve istifadeyi en üst seviyeye çıkardı. Sempozyumun ilk oturumu 18 Mayıs günü, Birinci Muhammed Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde gerçekleştirildi. Çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin takip ettiği oturumda Fas’tan Dr. Suad Ümmü Selma, Dr. Muhammed Cekip, Prof. Dr. Eş-Şahid el-Buşeyhî ve Türkiye’den Cüneyd Şimşek tebliğlerini sundular. 19 Mayıs’ta gerçekleştirilen Sempozyumun ikinci oturumu aynı üniversite bünyesinde yer alan Libras Kültür Merkezi toplantı salonunda gerçekleştirildi. Bu oturumda Cezayir’den Prof. Dr. Ammar Ceydel, Türkiye’den İhsan Kasım Salihî ve Ali Katıöz, Bulgaristan’dan Prof. Dr. Stefan, Prof. Dr. Abdülaziz Farih tebliğlerini takdim ettiler. İhsan Kasım Salihî, sunduğu “Şahsiyet-i İnsanın Şekillenmesinde Risale-i Nur’un Rolü” başlıklı tebliğinde, Risale-i Nur’u okuyan Nur talebelerinin hal ve tavırlarında meydana gelen değişimler ve bu değişimlerin içtimai hayattaki yansımalarıyla ilgili dikkat çekici noktalara temas etti. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’da nefsin tezkiyesine yönelik acz, fakr, şefkat ve tefekkür üzerine kurulu Kur’anî bir metod takip ettiğini, fıtratın önüne birikmiş şüphe engellerinin izalesine büyük tahşidat yaptığını, kâinata ve bütün hadiselere “Mânâ-yı harfî” nazarıyla yaklaşmanın yollarını gösterdiğini, bu yolla görülen her şeyin ardındaki hakikatleri görebilmek için kapı araladığını, insanların hakikatleri görebilmesin önündeki en büyük engel ve perde olan “ülfet ve âdet” yaklaşımını ortadan kaldırdığını, “Esmâ-i Hüsnâ”nın mânâlarını hayata geçirmenin yollarını gösterdiğini, böylece daha dünyadayken uhrevî huzûru hayata geçirdiğini dile getirdi. Tebliğinin en sonunda ise, bütün bu özelliklerin birbirini takip eden değil birbiriyle içiçe daireler olduğunu, Risale-i Nur’un okuyan herkesin zihnini temizlediğini, kalbini harekete geçirdiğini, aklını hakka ve istikamete yönelttiğini, ruhunu uyandırdığını, ahlâkî yapısıyla, hal ve gidişatıyla, söz ve davranışlarıyla, düşünce ve hisleriyle, hülasa bütün yönleriyle Kur’an’a hakikî bir hizmetkâr hale getirdiğini söyledi. Sempozyum süresince sergilenen Bediüzzaman Said Nursî’nin risaleleri ve risalelerle alakalı olarak kaleme alınan kitaplar dinleyiciler ve ilim adamlarınca büyük alaka gördü. Bu kitapların tamamı öğrenci ve öğretim üyeleri tarafından satın alındı. İki gün boyunca çok verimli ve başarılı bir şekilde devam eden sempozyum, organizasyon açısından da katılımcılardan tam not aldı. Misafir ilim adamlarının karşılanmasından kalacakları otellere ulaştırılmasına, programın dakikası dakikasına aksama olmaksızın gerçekleştirilmesine kadar gerekli tüm önlemler alınmıştı.

Sempozyumun tamamlanmasının ardından Libras Kültür Merkezinde kapanış programı tertiplendi. Bu programda tebliğ sunan ilim adamlarına birer teşekür plaketi sunuldu. İlahi grubu tarafından seslendirilen birbirinden güzel ilahiler katılan herkesi etkiledi. Türkiye’den katılan İhsan Kasım Salihî, Ali Katıöz ve Cüneyd Şimşekten meydana gelen ilmî heyet, sempozyum öncesi ve sonrasında da önemli görüşme ve ziyaretlerde bulundular. Başta sempozyumun gerçekleştirildiği Vecde şehri olmak üzere, Kazablanka, Cezayir sınırında yer alan Ahfir ve Rabat’ta tanınmış ilim adamlarıyla görüşmeler ve toplantılar gerçekleştirildi. Akademik camiada Risale-i Nur’a en fazla ilgi ve alaka gösteren Prof. Dr. Mustafa bin Hamza’nın, kendisiyle yapılan görüşme sırasında aktardığı iki tespiti çok önemliydi. Bunlardan ilki Üstad Bediüzzaman’ın çok şiddetli bir şekilde ortaya çıkan imansızlık cereyanına rağmen, kendisine yöneltilen bütün baskılara göğüs gererek bir medeniyet projesi inşâ etmesiydi. İkinci tespiti ise, Fas’ın dışardan gelen düşünce ve fikirlere karşı son derece duyarlı ve hassas olmasına rağmen Risale-i Nur, müellifi Said Nursî ve Nur talebelerine bağrını açması idi. Ahfir şehrindeki “İmam Malik” isimli eğitim kurumunda önemli görüşmeler yapıldı. Kur’an ilimlerinin yanı sıra modern fen ilimlerin de müşterek olarak okutulduğu bu eğitim kurumunda görevli ilim adamları, Türk misafirlerini çok güzel karşıladılar. İhsan Kasım Salihî’nin Risale-i Nur’un mahiyeti ve tercüme serüveni ile ilgili yaptığı konuşmayı sayıları 40 civarında olan ilim adamı tarafından büyük bir dikkatle takip edildi. 18 Mayıs günü verilen öğle arasında Prof. Dr. Muhammed bin Hamza’nın davetiyle kendi evinde yenen öğle yemeği de, Türk ilmî heyetle Vecde şehrinin önde gelen alimleri ve iş adamlarıyla tanışma ve diyalog kurma açısından çok verimli geçti. Sempozyumun ardından 20 Mayıs 2007 tarihinde Rabat’ta da önemli görüşmeler yapıldı. Başta Prof. Dr. Ferid el-Ensarî ve Prof. Dr. Abdülkerim Akkavî olmak üzere, burada Nur hizmetlerini yürütmekte olan Faslı ve Türk Nur talebeleriyle çok sohbetler gerçekleştirildi.
Fas'ta gerçekleştirilen sempozyumdan bazı görüntüler:

* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak
gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.
|