|

Tarihçi İsmail Çolak, Nesil Yayınları arasında çıkan son kitabında büyük din âlimi ve mütefekkir Bediüzzaman Said Nursi’nin, Kürtçülük, anarşi ve Doğu meselesi ile ilgili görüş, değerlendirme, teşhis ve tekliflerine geniş yer ayırıyor.
Tarihçi İsmail Çolak, gündeme ışık tutacak çok önemli ve çarpıcı bir çalışmayla daha okuyucu karşısına çıktı: KÜRT MESELESİ’NİN AÇILIMI
Kitabın, son birkaç aydır Türkiye gündeminin baş sırasındaki yerini koruyan, siyaset, basın ve kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açan, ‘Kürt Açılımı’ veya ‘Demokratik Açılım’ olarak da tanımlanan meseleye ciddi katkılarda bulunacağı muhakkak.
Yazar İsmail Çolak, o bölgeden çıkmış, o coğrafyanın yapısını, meselelerini ve insanların fıtrî özelliklerini yakından bilen Üstad Said Nursî’nin, Doğu meselesini ve Müslüman Kürtlerin problemlerini büyük bir samimiyet ve sıhhatle teşhis eden, patlak veren rahatsızlıkların tedavi yollarını tam bir vukuf ve isabetle tarif ve telif eden hikmetli ve nurlu görüş ve tekliflerinin geçerliliğini bugünde koruduğu yaklaşımında bulunuyor. Meselenin çözüm yollarıyla ilgili dönemin idarecilerine ikazlarda bulunup tespit ve tavsiyeler sunan; Doğu’daki kimi ayrılıkçı isyana ve isyan girişimlerine karşı müspet hareketi şiar edinip yatıştırıcı uyarılarda bulunan, birlik ve beraberliğimizi bozmayı amaçlayan dış kaynaklı fitne ve illetlere karşı reçeteler yazan Bediüzzaman Said Nursi gibi İslâm âlimlerinin ve mütefekkirlerin hikmetli ve feyizli görüş, tespit ve hal çareleri dikkate alınmadıkça ve iltifat görmedikçe Doğu'daki müzmin sıkıntıların ve terör belasının külliyen çözülmesinin zor olduğu kanaatini savunuyor. Yazar İsmail Çolak’ın, kitabının ilgili bölümlerine serpiştirdiği, Said Nursi’nin konuyla ilgili tavır, yaklaşım, tespit, tahlil ve tekliflerini şöyle maddeleştirmek mümkün: 1. Hayatı boyunca, ırkçılığın, bölücülüğün ve Kürtçülük faaliyetinin aleyhinde tavır alan, bu tür çabaların ancak yabancı mihrakların işini kolaylaştırmaktan ve İslâm Ümmeti’ni; büyük bir tehlike, bizi yutmak için içimize atılmış “Firenk illeti” olan menfi milliyetçilikle bölüp parçalamaktan başka bir anlam taşımadığını savunan Bediüzzaman, milli birliği ve beraberliği pekiştirmede, anarşi-terör illetine panzehir olmada ırkçılığın değil, din, mefkûre, mukaddesat, ümmet ve vatan birlikteliğinin ön plana çıkarılması gerektiğine dair şu teşhis ve reçeteyi sunmuştur. 2. Bediüzzaman, Mondros Mütarekesi’nin sancılı günlerinde Kürt Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir’in Kürdistan devleti kurma teklifini şu sert cevapla reddetmiştir: “Allahü Zülcelâl Hazretleri, Kur’an-ı Kerim’de, Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler, Allah da onları sever’ diye buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı İlâhî karşısında düşündüm ki bu kavmin bin yıldan beri Âlem-i İslâm’ın bayraktarlığını yapan Türk milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine, dört yüz elli milyon hakikî Müslüman kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gitmem.” 3. 1925 yılındaki Şeyh Sait İsyanı’na karşı çıkan ve destek taleplerini tereddüt etmeden şiddetle reddeden bölgenin nüfuzlu din âlimlerinden biri de Said Nursi Hazretleri olmuştur. Şeyh Sait başta olmak üzere kimi isyancı Kürtçü gruplar ve aşiret reisleri Bediüzzaman’ın manevî itibarını ve gücünü arkalarına almak istemişlerse de katiyen karşılık bulamamışlardır. Said Nursi, Şark’ın büyük bir fitne ateşi ile içten içe kaynadığını engin feraset ve basiretiyle hissetmiş ve etrafındaki insanlara sükûnet tavsiye etmiştir. Dinimizde, Müslümanların birlik ve beraberliğini zedeleyecek, harici düşmanlara karşı kuvvetini kıracak, menfi milliyetçilikten kaynaklanan hiçbir dâhili isyana yer olmadığını devamlı surette izah etmiştir. Böyle bir menfi ve tehlikeli hareketin, milleti parçalayacağının ve dini-milli varlığımıza kastedeceğinin üzerinde büyük bir hassasiyetle durmuştur. Bediüzzaman, isyan öncesinde sergilediği kararlı, şuurlu ve yapıcı tavrını isyan başladığı esnada da aynen devam ettirmiştir. 4. Said Nursi, 100 yıl öncesinden Doğu halkının problemleriyle yakından ilgilenip çözüm önerileri getirmiş ve bunları en yetkili makamlara kadar götürmüştür. Doğu meselesiyle ilgili özellikle üç temel mesele; cehalet, fakirlik ve ayrılık üze¬rinde durmuş ve bu noktada çözüm önerileri sunmuştur. Meselelerin köklü çözümü için eğitim, istihdam ve birlik beraberlik çarelerinin hayata geçirilmesini teklif etmiştir. Özellikle eğitim meselesi üzerinde durmuş ve Doğu’da bir üniversitenin kurulması noktasında büyük çabalar göstermiştir. Doğu meselesine köklü ve kalıcı çözüm getirecek devasa eğitim projesinin adı “Medresetü’z-Zehra” idi. Van, Bitlis, Siirt ve Diyarbakır’da kurulacak bu İslâmî üniversite, tüm Doğu’yu manen ve ilmen ayağa kaldıracak; arzulanan kalkınma hamlesinin gerçekleşmesini sağlayarak bölgenin makûs talihinin yenilmesine sebep olacaktı. 5. Bediüzzaman’a göre millet ve vatanın siyasi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için beş esasa zaruret vardır. Birincisi: Merhamet. İkincisi: Hürmet. Üçüncüsü: Emniyet. Dördüncüsü: Haram ve helâli bilip haramdan çekilmek. Beşincisi: Serseriliği bırakıp itaat etmektir. 6. Bediüzzaman, milli birliği sağlayacak çarelerden biri olarak fertlere kanunların tarafsız uygulanması gerektiğini, hiç kimseye imtiyazlı muamele yapılmaması icap ettiğini söylemiş ve “Kuvvet kanunda olmalı.” demiştir. 7. Said Nursî, bir kısım ihtilafların çözümü için ekseriyete uymayı tavsiye eder. Bilhassa siyasî ve fikrî ihtilaflarda ekseriyetin toplandığı tarafın kabul edilmesi gerektiğini belirtir. Bu aslında Hz. Peygamber’in tavsiye ve irşatlarına da muvafıktır. Ancak hadislerde, ümmetin batıl üzerinde ittifak edemeyeceği de beyan edilir. 8. İhtilafın giderilmesinde Bediüzzaman Hazretlerinin teklif ettiği mühim düsturlardan biri de muhabbeti esas almaktır. “Biz muhabbet kahramanlarıyız, husumete vaktimiz yoktur.” kaidesinden hareketle eserlerinde hep muhabbeti işlemiş ve üzerinde ehemmiyetle durmuştur. 9. Bediüzzaman korku, zorlama ve şiddet ile birlik ve dayanışmanın sağlanamayacağı kanaatindedir. Medenî olan günümüz insanlarına anlayış ve mülâyemetle yaklaşıp, onları ikna yoluyla kazanmak gerektiğini söyler ve “Husumet ve adavetin vakti bitti.” der. 10. Bediüzzaman Hazretlerinin dikkat çektiği tehlikelerden biri diğeri milletin birlik ve kardeşlik duygularını tehdit ve tahrif eden partizanlık ve tarafgirlik cereyanıdır. Beşerin selamet, adalet ve umumî sul¬hunu mahveden ve bir zulüm aracı haline gelen bu tehlikeye karşı Bediüzzaman “Birinin hatasıyla başkası mesul tutulamaz.” hükmüne sarılmayı tavsiye eder.
Kitap ve yazarla ilgili detaylı bilgi için: http://www.nesilyayinlari.com/yazar.php?id=342
* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak
gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.
|